Blog





E-Bülten

Anket

  Sizce; zihne daha kısa ve kolay yoldan ulaşacak, daha etkili ve kalıcı terapi kuram ve yaklaşımlarına ihtiyaç var mı ?

Sözlük

Döviz

1 $ = 3,84 TL
1 € = 4,53 TL
164866 Ziyaretçi

Duygusal Zihin ve Terapi

DUYGUSAL ZİHİN VE TERAPİ

 

 Günümüzde bütüncül bağlamda terapilere baktığımızda bilişsel süreçlere odaklanan, veri alımı ve işlemesine odaklı yaklaşımları görmekteyim. Freud'un bilinçaltı-id-, ego, super ego kavramlarını içeren ruhsal aygıtını kabul ederken, Jung'un kollektif bilinçaltı kavramını ve arketiplerini de ruhsal aygıta eklemek doğru olacaktır. Yine  bilince ait bilinçdışının egoyu idden gelen dürtüler karşısında savunmaya dönük istemdışı, farkına varmadan ve otomatik olarak kullandığı savunma mekanizmalarını da ruhsal aygıt sisteminde var olduğunu bilmek gerekir. Egonun bilinçsiz kısmı tarafından oluşturulan savunma düzenekleri ; bireyi çevre ve kültürel uyum içinde yaşamasını sağlayacak olan aklileştirme melekeleridir. Örneğin; split-brain "ayrık beyin" çalışmalarında sağ beyine el sallaması yönünde bir veri gittiğinde sol beyin elin neden sallandığına dair yanıltıcı cevaplar vermektedir. "bir arkadaşını görmek gibi" Öyleyse savunma mekanizmaları öğrenilebilen ancak farkına varılmayan o an için sistemi kurtarmaya çalışan anlık iletişimlerdir.

 

 Freud'un anal,oral, fallik dönemleri ve bunlara saplanma ile meydana gelen ruhsal hastalıkları ise çok gerçekci bulmamaktayım. Hastalığı bir nedene bağlama ya da yakıştırma çalışması olarak görüyorum.

 

Ruhsal aygıta sezgi yi de eklemek gerekir. Sezgiden kastım, bugüne kadar deneyimlediğimiz durumlarla ilgili bilgi ve beceridir. Benzer olaylarla karşılaştığımızda geçmiş deneyimlerle karşılaştırılır ve bilincin mantıklı kuralları ile deneyimler kıyaslanır.

 

Ayrıca yine ruhsal aygıta çok tartışma yaratacak olan hissetmek - önsezi - ya da 5 duyunun ötesinde diğer canlılarla olan telepatik iletişimi de eklemek isterim.

 

Bu durumda Ruhsal Aygıta baktığımızda;

 

1- super ego

 

2- ego

a) bilinç

b) bilince ait bilinçdışı yapı

 

3- Bilinçaltı - id -

 

4- sezgi ( bilince ait bilinç dışı ve bilinçaltıyı kapsar )

5- Hissetmek - önsezi - ( DDA - Bilince ait bilinçdışına ulaşan bilgi )

 

Hissetmek durumunu biraz açmam gerekirse; insanlarla, hayvanlar ve bitkiler arasında farkına varamadığımız bir iletişim modelidir. Çiçeklerle insanlar arasında, insanlarla hayvanlar arasında, hayvanlar arasında bunu destekleyecek çeşitli olumlu deneyler mevcuttur.

 

İnsanlar arasında ise hissetmek, en basitinden arkadaşınızı aramayı düşündüğünüz anda onun sizi aramasıdır. Siz onu düşündüğünüz için mi yoksa o sizi aramak üzere olduğu için mi hissettiğiniz konusu tartışmalıdır. Muhtemel o dur ki bilimsel veri ile açıklayamadığımız ikili bir iletişim vardır. Kaldı ki benzer bir çok deneyimi de yaşantılamışızdır.

 

 

Davranışçı terapistler; sorunların öğrenme modeline bağlı olduğunu, geçmiş defolu öğrenmelerin, yeni öğrenmelerle aşılabileceğini düşünürler. Örn. Asansörde kalıp korku dolu anlar yaşayan birini, yine asansöre binme çalışmaları ile sorununu aşmaya çalışırlar.

 

Bilişsel terapistler, zihnin bilgiyi işlemedeki sorunlarına işaret ederler. Temel kabuller, inançlar ve olumsuz şemalar üzerinde bilgisayar programı gibi diyagramlarla çalışırlar.

 

Humanistçi yaklaşım; şimdiye odaklanmıştır. birini öldürdüğümde bunu neden yaptığımdan ya da kötü biri olmamdan öte; beni oraya götüren sebepler üzerinde dururlar. Birini öldürsem dahi kötü biri olamam... Belki de kendimi ispat etmek ya da ilgiyi çekmek için yaptım ya da bir ideoloji için gerçekleştirdim.

 

Maslovun ihtiyaçlar piramidi ise yaşamda bulunduğumuz konuma göre beklentilerimizi oluşturur.

 

 Günümüzde elle tutulabilir, test edilebilir süreçlere - bilimsellik adına -  terapiler odaklanmıştır. Gözlemleyemediğimiz, test edemediğimiz "Duygu" yu hemen dışlamışız. Kaldıki duygunun dışlanması Descarte kadar uzamaktadır.

 

 Oysa bir çok ruhsal hastalığın perde arkasında Duygu süreçleri işlemektedir.

 

Bugünkü araştırmacı ya da kuramcıları arkeologlara benzetirsek piramitlerde kazı yaptıklarını düşünebiliriz. Ancak hiçbirisi firavunun odasını bulabilmiş değildir. Diğer dehlizleri ve mumyaları bulmalarına rağmen asıl hedefe ulaşmadıklarını düşünüyorum. Asıl hedef de duygusal durumlardan etkilenen firavunun odası yani duygu kontrol merkezi bulunmaktadır.

 

Yapılan kontrollu bir çalışmada bakılan bir resimdeki geometrik dizilimi bilinçli hal farketmeden, bilince ait bilinç dışı algılıyabilmektedir. Daha basit bir örnek ile aracınızı kullanırken viraja girdiğinizde direksiyonu hangi açı ile döndüreceğinizi bilince ait bilinç dışı bilmekte ve otomatik davranış olarak uygulamaktadır.

 

Gelin şimdi bu tezimi doğrulayacak örnekleri görelim;

 

Herşeyi ile dengede olan, yaşamda hedeflerine ulaşmış orta yaşlarda bir insan düşünelim. Yoğun olarak kullandığı savunma mekanizması "devalüasyon" olsun. Yaşam güllük gülistanlık olmadığı için bir çok sorunla karşılaşmış ve o güne kadar hepsinin üstesinden herhangibir ruhsal hastalığa yakalanmadan başarıya gelmiş bir birey. Zaman zaman kendine yapılan haksızlıklara karşı öfke ve kızgınlık duyuyor. Ancak içindeki dengeli sistem öfke ve kızgınlığın yarattığı olumsuz duyguyu çoğu zaman karşılayabiliyor. Günün birinde öfke ve kızgınlığını yönelttiği kişi yaşamını yitirdiğinde suçluluk duygusu hissediyor. Yaşadığı iki yoğun duygu - kızgınlık ve suçluluk - iki uç duygu adeta zihninde bir girdap oluşturuyor. O güne kadar canla başla kendini yaptığı işine adamış olan birey ikili zıt duygunun pençesine düşüyor. Yaptığı işden zevk alamaz hale geliyor. Olması gereken yerlede mecburiyetten bulunuyor. Orada ne aradığını defaaten bilinçli zihni ile sorguluyor. Bilinçli zihin çözüm üretemiyor. geçmişdeki yoğun çalışmaları nedeni ile ailesine yeteri kadar zaman ayıramdığını düşünüyor. Tek başına düşünmek çoğu zaman hepimizin yaptığı ama düşüncenin sonuçlarından dolayı etkilenmediğimiz bir süreçdir. Bireyimiz bu düşünceyi, duygu olarak yaşamaya başlıyor. Ailesine yeteri kadar zaman ayıramadığını üzüntü duygusu ile yaşıyor.

 

Kızgınlık - suçluluk - üzüntü ile üçlü bir duygu sarmalı oluşuyor. İşi nedeni ile ailesinden uzakta olduğu bir anda bir deniz taşıtına binmek üzere iskelede bekliyor. Bekleme sürecinde yalnızlık duygusunu hissediyor. Burada ne işim var diyerek düşünce düzeyinde zihninden geçiriyor. Ancak zihninden geçirdiği düşünceler onu rahatsız etmez iken; ailesinin yanında olamama duygusunu yoğun bir şekilde yaşıyor.

 

Deniz taşıtına binip, araç yol almaya başladığı sırada büyük bir bunaltı hissediyor. Nefes almakda zorlanıyor. Gözü kapıya doğru kayıyor ve koşarak kapıya ulaşmayı ve kapıyı açıp nefes almayı düşünüyor. O an kendi içinde kopan fırtınanın farkında ama istemdışı bedeninde gerçekleşen fizyolojik olayları durdurmakta çok zorlanıyor.

 

Kızgınlık - suçluluk - üzüntü - yalnızlık ; mahşerin dört atlısı .... Bu dört duygu zaman içinde birleşip fizyolojik kontrol dışı bir dizi reaksiyonu başlatıyor.

 

 Ruhsal sistem konusunda detaylı bilgiye sahip olması sayesinde 20 dakikalık yolculukta iradi bilinç ile toparlayabiliyor. Fizyolojik tepkileri dizginliyor. Burada aslında bütüncül psikoterapinin psikolojik bilgilendirmeye ve savunma mekanizmalarının anlaşılmasına  dönük çalışmasının da önemi ortaya çıkıyor. İradi sistem kendine ait bilinçdışı sistemin mekanizmalarını bilirse burada kontrolu sağlayabiliyor. Hissetiklerini ve yaşadıklarını anlamlandırabiliyor.

 

Bireyimiz bu sürecin arkasından yaşam enerjisinin azaldığını, depressif duruma doğru yöneldiğini hissediyor. Bir yerlere gidip geliyor. Aslında sadece bedenini taşımak zorunda olduğu için bunu yapıyor.

 

Eşi ile ilgili iç çatışmalar sürece eklendiğinde hissettiği yalnızlık duygusunu daha yoğun yaşamaya başlıyor. Bir gece ailesinin olmadığı bir anda büyük bir bunaltı hissediyor. Bir boşlukda olduğu duygusuna kapılıyor. Üzüntüsü yüzüne yansırken, öfke ve kızgınlık belirtileri gösteriyor. Gözyaşlarını sebepsiz olarak tutamıyor... Mahşerin dört atlısı onu her yönden kuşatıyor. Bir ara ölümü düşünüyor. Bir ipi ve boynunan geçirilişinive ipte sallandığını.. İçinden yaptığı davranışla kimseyi cezalandırmak geçmiyor ( kendine yöneltme savunma mekanizmasını kullanmıyor ). Sadece dörtlü duygunun baskısına bir son vermek istiyor.

 

Yaşamı sonlandırmaya dönük düşünceleri ve imajları eyleme dönüşmüyor. Çünkü yaşamına son vermek için düşüncesinde ve imajlarında duygu taşımıyor. Duygu taşımayan düşünce ve imajlar eyleme dönüşmüyor.

 

Buna başka bir örnekde verilebilir. Sevgilinizden uzun süre ayrı kalmış ve onunla cinselliği çok özlemiş olabilirsiniz. Onunla karşılaşmadan önce düşüncelerinizde ve imajlarınızda onunla birlikte olduğunuzu hayal eder ve bu hayali yoğun duygu ( libido ) ile yaşarsınız. Yoğun duygu derecesine göre fizyolojik belirtilere de neden olur. Sevgilinizle aynı ortamı paylaştığınız anda arzularla bezenmiş doyasıya bir hazzı deneyimlersiniz.

 

 Senaryoyu biraz değiştirirsek; yine sevgilinizden ayrı kalmış ve onun yanınızda kollarınızda olduğunu, ona sarılıp uyumanın bile size huzur vereceğini düşünür ve imajine ederseniz bunu da duygu  ( sevgi ve şefkat ) ile deneyimlerseniz karşılaştığınızda sevgi ve şefkati birlikte yaşar cinsel performansda çok etkili olamayabilirsiniz.

 

 

 Yine bireyimize dönelim; yaşadığı; kızgınlık, suçluluk, üzüntü, yalnızlık duygularının tetiklediği iki olay deneyimlemiştir. Biri panik atak oluşturmaya dönük iken diğeri depresyonun ağır bir durumunu ölüm düşüncesi ile yüzleşmesine neden olmuştur. Yaşadığı ikinci olayın ardından işitme ve denge kaybı ile giden psikosomatik hastalığı tetiklerken, yaşadığı duygular beden üzerinde fizyolojik çıkış noktaları bulmuştur.

 

Stresin psikosomatik hastalıkları oluşturabileceği ( hipertansiyon, sedef vs ) bilinmektedir. Ancak stres kelimesi de kapali bir kelimedir. Stresin altında da negatif duygusal süreçler işler.

 

Düşünme ile hissedilen duygu arasında ciddi fark vardır. Düşünmek hastalığı oluşturmaz. Zira günde 40 ile 60 düşünce zihnimizden geçer. Örneğin Eşcinsel olup olamayacağınızı izlediğiniz bir filmden sonra düşünebilirsiniz. Düşünce bir kuyruklu yıldızın dünyanın yakınından geçmesi gibi gelir ve gider. Eşcinsel olduğunuza dair bir duyguya kapılırsanız meteorun dünyaya düşüp tahribat yaratması gibi ruhsal dünyanıza ciddi anlamda zarar verir.

 

 Astsubay olarak çalışan bir vakam merzifondan arayarak hemen bana gelmek istediğini söyledi. Durum sesinden de anlaşıldığı üzere çok önemliydi. Ertesi gün ofisime geldiğinde helikopterin içinde teknik bakım yaparken çömeldiğinde makat tarafına bir mekanik parçanın battığını "ah " diyerek yavaşca kalktığını ve o anda haz duygusu hissetiğini, o günden sonra da eşcinsel olup olmadığına dair yoğun bir sıkıntı içinde olduğunu iletti.

 

 Dikkat ederseniz eşcinsel olarak düşünmesi soruna yol açmıyor. Eşcinselliğe ait duygu hissetiği için bir anda korku çemberinde kalıyor.

 

Sosyal fobi ve kekemelikde de altta yatan yine duygusal baskılardır. Tahtaya kalkan bir çocuğun öğretmeni tarafından sınıf önünde küçük düşürülmesi çocuk üzerinde duygusal bir etki yaratıyorsa; ilk olayda ya da süregelen olaylar zinciri sonucu sorun ortaya çıkabilir. Bazı sosyal fobik ve kekemelerin tedavisi daha kolay iken bazıları daha zor olabilmektedir. Zor olan vakalar araştırıldığında ebevyn otoritesi yani odipal bir çekişme yattığı görülür. Ancak odipal çekişme Freud'un dönemlerine saplanma olarak değerlendirilmemelidir. Hepimiz o dönemlerden geçiyoruz. Hepimizi cinsiyet faktörümüze bağlı olarak anne ya da baba ile bir dönem rekabet ediyoruz. Bu tatlı bir rekabet. Doğanın gereği.. Yaşamda kalma mücadelesi. Sevme ve sevilme mücadelesi..

 

Ancak sert bir baba varsa ve çocukla sürekli aşağılayıcı konuşuyorsa onu yüreklendirmek yerine eziyorsa burada ödipal bir saplanmadan ziyade duygusal bir çökkünlüğü düşünmek daha akılcı olmaktadır. Çocuk ergen bir birey olduğunda baba türevine geçen her karşılaşmada geçmişde ki duygusal çökkünlüğünü -bilinçdışı - süreçde farkına varmadan ve yoğun duyguya bağlı olarak fizyolojik tepki vermektedir. Geçmişde duygusal olarak kodlanan öğrenilmiş davranışlar günümüzde de benzer olaylarla aktifleyebilmektedir.

 

Borderline yapıdaki hastalara baktığımızda ebevyni tarafından tutarsız davranışlara maruz kaldıklarını görürüz. Her tutarsız davranışda birey duygu karmaşası yaşar.

 

 

 

Korku ( Duygular ), İnanç ve Bilinçdışı Etkileşim 

 

 

 

Bir çok ruhsal hastalığın altında korku vardır. Panik atak, OKB, Fobiler ( örn. Yılan fobisi, bir çok insan yılandan çekinir ama fobisi olan istemdışı, kontrol edilemez davranışlar sergiler )., Kaygı bozuklukları ( sınav kaygısı, yakınını kaybetme kaygısı, gelecek kaygısı  ),  Cinsel İşlev Bozuklukları ( ereksiyon sorunları ve vajinismus ), Disosiyatif Bozukluklar ( benliğin karşılaştığında sıkıntıya gireceği durumlarda biribirinden habersiz alt benliklerin oluşumu örn cinsel travma sonrası, bütüncül psikoterapi kitabında geçen cinlerle ilişkiye girdiğini iddia edip farklı deneyimler yaşayan bayan) , Şizoid bozukluklar ( dış dünyadan soyutlanıp, iç dünyaya dönüş… gerçeklik algısının bozukluğu da aslında dış dünya ile olan kaygının ve korkunun sonucunda bir geri çekilme durumudur )  Örnekleri çoğaltmak mümkün.

 

 

Freud’un yazılarını incelediğimizde aslında psikanalizin temelininde korku duygusunu odaklandığını görebiliriz.

 

Korku büyük bir inançdır. İnanç ise bilinçdışını yani otomatik pilotu yeniden programlayabilen önemli bir faktördür.

 

Darwin’ i hepimiz evrimci olarak biliriz. Kendisinin korku üzerine yaptığı bir deneme var. Hayvanata bahçesine giderek piton yılanının bulunduğu cam fanusa yaklaşır. Yüzünü cama yapıştırır. Bilmektedir ki ( bilinç ve irade olarak ) arada cam vardır ve piton yüzüne doğru saldırırsa geri kaçmamak için iradi gücünü kullanacaktır. Piton bir süre sonra başını kaldırır, cama doğru bakar hızlı bir hamle ile Darwin’in yüzüne saldırır. ( zavallı piton cama çarptığında büyük bir şaşkınlık yaşamıştır  ) Darwin ise olay anını şöyle özetler; geriye kaçınmamak ve arada cam olduğunu kendime şartlandırmama rağmen  olay anında 2-3 metre istemdışı olarak geriye sıçradığımı deneyimledim.

 

Karşımızda iki faktör var biri irade ( bilinç ) diğeri bilinçdışı otomatik kurgulanan sistem. Bilinçdışı otomatik kurgulanan sistemin bir kısmı içgüdüsel davranışları içerir. Diğeri çevreye bağlı olarak öğrenilir.

 

Uzun yıllar vajinismus üzerine çalıştığım için örneklemeyi de bunun üzerinden yapmak isterim. Kadın, cinsel ilişkinin yaşanabilir olduğunu bilmesine rağmen ilişki anında  istemdışı kasılmalarının önüne geçememektedir. O noktada yanlış kurgulanan bilinçdışı sistem devreye girmekde irade devre dışı kalmaktadır.

 

Gerek diğer ruhsal hastalıklarda gerekse de vajinismus da bilgiyi vermeye ve öğretmeye dönük bir terapi sürecinin başarı oranı daha düşük kalmaktadır. Çünkü yapılmaya çalışılan ( bütüncül psikoterapide de bu böyle, klasik vajinismus tedavilerinde de böyle ) iradeyi bilinçdışı üzerinde hakim kılmak çalışmasından öte değildir. Bütüncül psikoterapide anımsarsınız; psikolojik bilgilendirme, hikaye, tedavi süreci ve sürecin kullanılabilirliği ve kontrol edilebilirliği üzerine durulmaktadır.

 

Gözlemsel olarak baktığımızda İrade bilinçdışı konusunda bilgilendirilmekte, yaptığı, yapacağı yanlışlar gösterilmekte ve tabir yerideyse uyanık olmaya davet edilmektedir.

 

Anlamlı gibi duruyor. Asıl sorun ise bilinçdışının Tahir beyin dediği gibi  ünlü bir satranç ustası olması

 

Bütüncül psikoterapi bağlamında yapılan; bilgisayara satrancı nasıl oynaması gerektiğini anlatmaya benziyor. Olasılıklar veriliyor ve olasılıklara göre çalışması sağlanıyor.

 

Oysa bilinçdışı kavramında; zaman, mekan, mantık yok…. Eşitleme ilkesi var.. Anladığı dil tıpkı eski Mısırlıların hiyeroglif dili gibi sembolik bir dil…

 

O halde bütüncül psikoterapi ve hücum tedavisi;  iradenin yeniden yapılandırılması ile bilinçdışını kontrol altına almaya çalışan bir yöntem olarak görünüyor. Katatimi ile sadece veri toplanıp, ego destekleyici hipnoterapi yeri geldiğinde uygulanıyor.

 

 

Hastaların bir çoğu iyileşiyor. Ama daha akıllı olan kasparov, sineye yatmış, sizin şahınızı görmüş son hamlesini yapmaya hazırlanıyor. Bilinçdışı sistem, bilinçli sistemden pratik çözümler açısından daha akıllı. O an yanlış kararlar alsa bile…( mantık olmadığından )

 

 

Vajinismus hastası üzerinden devam edelim; acıyacak ya da çok kanayacak kurgusu ile – bilişsel çarpıtma- istem dışı kasılan hastamız; klasik tedavi anlayışına göre 12 ile 20 hafta süren haftalık görüşmelerle giden bir tedavi sürecine giriyor. Başarı ortalaması % 65 lerde…

 

Siz bu sistemi zorlayarak ve bilinçdışını hiçe sayarak klinik de uygulamalar yaparsanız ortalama 7 – 10 günlük bir çalışma söz konusu. Bu tür çalışmanın ardından birleşme gelse de bir kısım vaka korkunun tekrar iradeyi ele geçirmesi ile sorununa yeniden dönüyor.

 

Bir önceki yıl vajinismus tedavisini uyguladığım hipnoterapi teknikleri ile ortalama 3 güne indirdiğimi kongrede paylaşmıştım.

 

Geçen bir yıllık süreç de ise teknikleri biraz daha geliştirerek ortalama bir buçuk günlük çalışmaya kadar indirdim.

 

Peki zamanı kısaltan neydi ?  

 

1-     Olaya bütüncül bağlamda bakmak – Tahir beyin bütüncül yaklaşımından farklılık gösterir –

2-     İradeyle uğraşmaktansa, sorunu oluşturan bilinçdışı sistemle çalışmak.

3-     Üstelik bilinçdışı sistemle çalışıldığı için sorunun yinelediği vakalar görülmemiştir.

4-     Bilinçdışını irade ile kırbaç yiyen bir at gibi koşturmaktansa, onunla konuşup, anlaşarak istediğimiz yere gitmesini sağlamak terapinin amacı olmuştur. Bu bağlamda bana her zaman imge terapi ile teorik destek sağlayan Tuncay’ın katkıları da büyükdür. Her ne kadar Tahir beyin anlamakta zorlandığı ve çoğu zaman kendi çizgisinde gitmediğimiz  için dışlandığımızı hissettirdiğini yaşasak da, özgün olabilmeyi, bir çok yöntemi öğrenmeyi tıpkı arıların bir çok çiçeği dolaşıp kendine has  ürün olan balın yapılması tarzında bir anlayışa sahibiz. Öğrendiğinizi birebir uygulamak kopyadan öteye gitmez. Terapisti terapist yapan özgünlüğüdür. Seks terapilerinde de bu böyledir. Kuramlar hastayı iyileştirmezler…

 

 

Tedavideki sürenin kısalığı ve başarı doğrudan inanç sistemleri ( Duygular – Korkular )  ve Bilinçdışı üzerine çalışmaktan kaynaklanmaktadır. Eğer bir hastalığı tedavi etmek istiyorsanız tıpkı gömülü bir hazineyi bulmak için doğru yerde kazı yapmak şartı gibi; Zihnin doğru yerlerinde terapi yapmak durumundasınız…23.03.2008

 

  

 

 

 

Ereksiyon sorunu yaşayan aşağıdaki hastanın anlattıklarına bir bakalım;

 

merhaba ben oğuz.25 yaşındayım  ve üniversite öğrencisiyim.

ben kendimin ne olduğumu bilmiyorum ve çok bunanlımdayım.

gaymı erkekmi

eşcinselmi. bundan 3 yıl önce genel evine gittim ve kadın hadi erkek değilmisin yap çık muamelesi yaptı ve 15 dk dedi

 

ve benimki bir türlü kalkmadı.ondan sonra erkeklerle ilişkilerim oldu onlarla ilişkiye girdim. erkek yaptığığımda uzun süre boşalmıyorum karşımdaki gayet memnun kalıyo. ama erkeklede ilişkiye girmeden önce hiç arkadan yapmamışyım ve yaptığımda oldu.

 

2 gün önce yine kadınla ilişkiye girmek istedim randevü evine gittiğimde kalkmadı ve kadın yine hadi yap çık oloyı oldu ve yine başarısız oldum. ve intaar etmek istitiyorum. benimde ailem olsun istiyorum evlendiğimde ya kalkmassa kdın bana sen kadınlarla işin yok boşa uğaşma dedi. ve çok zoruma gidiyor. ben de aile olmak istiyorum. okul bittiğinde iş sahibi olduğum neye yarayacak. bablarının elinden tutan çoçuklar gördükçe kendimden utanıyorum.ama bu arada ben kadınsı değilim. ve herkese palavra sıkıyorum şunu ,bunu yaptım sabaha kadar şu şekilde seviştim diye ve çevrem beni çok çapkın biliyo. yani

ben bears ayılarındanım herhalde. yada öyle sanıyorum.

 

ne yapmam lazım çok zor durumdayım sabahlara kadar düşünüyorum. uyuyamıyorum.

 

şöyle bişey istiyorum. heycanlandığım zaman kalkmıyo yada kadında.veya ben öyle sanıyorum .kısacası kedınla ilişkiye girerken ilaç kullansam istesemde istemesemde kalksa.

 

biiyorumki 1 defa başarılı olduğumda bütün sıkıntılar bitecek.

erkeklerle ilişkiler istemiyorum. masturbasyonda yapmıyorum yani cinsel hayatım yok

ben güzel bir ilişkiyi haketmiyormuyum. viagra kullansam . doktaro gitmeye utanıyorum.

yada hangi doktora gitmem lazım.

 

 

NE OLURSUNUZ YARDIMCI OLUN VE CEAVP YAZIN..

 

Dinamik bağlamda hastaya yaklaştığınızda elektra dan bahsedebilirsiniz. Davranışçı olarak baktığınızda ilk deneyimin olumsuz gerçekleşmesi ve şimdi yeniden olumlu davranışın öğretilmesi gerektiğini biliriz. Bilişsel anlamda olumsuz şema ve inançlarının olduğunu da söylemek mümkün. Duygusal açıdan baktığımızda ilk deneyim, ilk heyecan ve işi sadece para karşılığı kısa sürede karşısındakinin boşalmasını sağlamak olan kadınla birlikte olamıyor ve kadın onu aşağılıyor. Olayı olumsuz bir duygu ile yaşıyor. Penisinin işe yaradığını gözlemlemek adına erkeklerle de birlikte oluyor orada bir sorun yok. Ama erkeklerle ilişkiyi istemiyor çünkü sadece kendini ispat etmek istedi. Homoseksuel diyemeyiz. Sorunun kaynağında duygulanımcı ve davranışçı bir yapı var. Bu kişi kendisi ile barışık olan bir birey olsa idi, yaşadığı ilk olumsuz deneyimde olumsuz bir duygu yaşamayacak, gülüp geçecek ya da gereken cevabı verecektir. Kendini hızlı bir şekilde devalüe ediyor ve bunaltının duygusunu yaşıyor. Duygu ile yaşanan bu deneyim ereksiyon problemi yaratıyor.

 

ŞEMALAR ve DUYGU ÜZERİNE 

 

Beyin çok karmaşık ve büyüleyici bir organ.. Biz çoğu zaman farkına varmadan aldığı bilgiyi şaşırtıcı bir biçimde sınıflandırma ve işleme yeteneği var. Şema fikri ilk olarak Jean Piaget tarafından ortaya atılmıştır. Çocuklara ve onların öğrenme yeteneklerinin gözlemlenmesi sonucu oluşturulmuştur.

 

Şemalar; anılarımızdan, anılarla ilgili duygularımızdan ( ? )  ve temel inançlarımızdan meydana gelen temalardır.

 

Bir şema oluşurken çocuk bilgiyi içeri alır ya da reddeder. Çocuklar büyüdükçe geliştirdikleri kurallara göre bilgiyi kabul veya reddederler. Büyürken bir anlmada kendi programlarını yazarlar. Oluşturdukları şemalar bilgisayara programının algoritmaları gibidir. ( ? )

 

Şermalar temel inançlarımızın varsayımlarımızın ve otomatik düşüncelerimizin dayandığı zemindir.

 

Şemalar deneyimlerimizi kullanarak yeni deneyim veya bilgileri işlememize olanak sağlarlar.

 

Örn. Haluk sevecen ve sıcakkanlı ebevynleri ile mutlu ve iyi bakılıp büyütüldüğü bir evde yaşamını geçirmişse Haluk yeni yetişkinlerle tanıştığında bu kişilerinde sıcak ve sevecen olacaklarını düşünecektir.

 

Ayşe, babasının onu ve annesini her gece dövdüğü bir evde yetişmişse o da muhtemelen her babaının ya da erkeğin acı vereceğini ve güvenilmez olduğunu düşünecektir.

 

Çocuklar bağlantı kurar ve varsayımlarda bulunurlar. Temel mantık eğer bu olursa sonra bu olur ya da eğer biri bunu yaparsa o zaman bunu herkes yapar şeklinde çalışır . ( ? )

 

Şemalar temel inançlarımızı ( Neye inanıyorsan sen o sun ) ve buna eşlik eden düşüncelerimizi desteklerler.

 

Şehnazın temel inancı çaresizliktir. Çok derinlerde bir şey yapacak gücü olmadığını hisseder. Bu arada Şehnaz patlak bir  lastiği tamir etmeyi bile öğrenememiştir. Bir gün Şehnaz yolda giderken lastiği patlar . o andaki otomatik düşüncesi; aman tanrım bana yardım edecek birini bulmalıyımdır. Şehnazın otomatik düşüncesi sorunları çözmek için yardıma ihtiyacı olduğu inancına dayanır.

 

Cenk’ inde temel inancı çaresizliktir. Tıpkı Şehnaz gibi o da patlak bir lastiği tamir etmeyi bilmez. Ancak Cenk’in lastiği patladığındaki otomatik düşüncesi Şehnazdan farklıdır. “Şimdi bunu kendi başıma tamir etmenin bir yolunu bulmalıyım” der. Bu otomatik düşünce Cenk’in hiç kimseden yardım istememelisin kuralına uyar.

 

Bu kural “eğer yardım istemezsen çaresizlik temel inancıyla başa çıkmaktan kaçınabilirsin” varsayımına dayanır. Cenk çaresizlik inancını telafi etmektedir. Kimsenin bu eksikliğini fark etmemesi için her şeye gücü yeter gibi görünmeli ve böylece de bununla asla yüzyüze gelmemelidir.

 

Şehnazın ve Cenkin temel inançları aynı da olsa şemaların içeriği farklıdır.

 

Şemalar çok küçük yaşlarda bilinçli düşünce araya girmeden oluşur.

 

Dr. Younga göre Şemaları korumak için;

 

1-     şemanın korunumu

2-     şemadan kaçınma

3-     şemayı tealfi etme

 

 

Şemaları ve mekanizmalarına baktığımızda, yazıda soru işaretli yerler; duygudan bahsetmesine rağmen duyguyu hiçe sayan bir yaklaşım sergiliyor. Zihni bir bilgisayar olarak görüp; diyagramlar eşliğinde 1 -  0 kuralına bağlı olarak mantık zinciri oluşturuyor. Aslında bilgi çocukluğumuzda zihne işlenirken duygu ile birlikte işleniyor. Duygusuz işlenen bilgi yanlış temel inanç da oluşturmaz ruhsal hastalığa zeminde hazırlamaz. Bilişsel terapide ve şemalarda bana göre gözden kaçan nokta da bu. Bilgisayar programındaki gibi akışı değiştirebileceğimizi düşünüyoruz.

 

Örneğin; Dilek uzun süreli erkek arkadaşı olan Osmandan  yeni ayrılmıştır. Oldukça depressifdir. Dileğin otomatik düşüncesi “ bu bir felaket onsuz yapamam. Ne yapacağımı bilmiyorum” şeklindedir.

 

Dileğin otomatik düşüncesini ve varsayımını değiştirmeye çalışan terapist Dileğin bu düşüncelerini yeniden gözden geçirmesini ister. Terapist yardımcı olmak için şu soruları sorar;

-         Osmanla ilişkiniz her zaman mükemmelmiy di ?

-         Osmanla birlikte olmadan önceki hayatınız nasıldı ?

-         Osmanla birlikte iken hayatınızın her anında mutlumuydunuz ?

-         İlişkinizi kişisel gelişimize katkıda bulundu mu ?

 

Bu sorular Dileğin Osmanla ilişkisinin gerçek düzeyini değerlendirmesine yardımcı olur. Osmanla yaşadığı beraberliğin düşündüğü kadar iyi olmadığını fark edebilir. Bu aslında mükemmel bir birliktelik değildir. Evet şimdi tekrar  hatırladığına göre Osmandan öncede bir hayatı vardı ve bu oldukça da güzel bir yaşamdı.

 

-         Osmansız yapamayacağın gerçekten doğru mu ? diye sorar terapist..

 

Umarız ki sonunda Dilek gerçektende Osmansız yapamayacağını görür. Eğer onsuz yapabileceğine inanırsa, durumla ilgili yeni bir otomatik düşünce geliştirebilir. Yeni otomatik düşünce şöyle olabilir “ Osmana bağlandığım ve onu çok özleyeceğim gerçek olsa da onsuz yapabileceğimi biliyorum. Bu zor olsa da ayakta kalacağım ve bunu atlatacağım.

 

Dilek eğer yapamam düşüncesinden yapabilirim ya ad zor olacak ama yapabilirim düşüncesine geçişi gerçekleştirebilirse depresyon ve kaygı düzeyi düşecek kendilik değeri gözle görülür şekilde aratacaktır.

 

Dilek ilişkiyi bitirmenin üzüntüsünü yaşasa da bu duygusal bir çökkünlüğe ulaşmayacaktır.

 

 

Gerçekten dirençleri atlayarak yukarıdaki gibi bir kişiyi değiştirmek, inancını değiştirmek kolay olabilir mi ?

 

İnanç değişmesi en zor yapılardan biridir. Ve inancı değiştirebilmek için kişiye inandığından daha üst bir inancı aşılamam gerekir. Değer olarak aynı  ya da daha alt seviyede bir inançla değiştirmeye çalıştığımda kişi kendi inancını bırakmayacaktır.

 

Borderline kişilik örüntüsü dışında aşk acısı çekenlere hipnozla yardımcı olduğumda başarılı sonuçlar elde ettim. Üstelik dirençlere takılmadan. Orta derin trans sağladığım bireylerde partneriyle yaşadığı hoş anıları canlandırdım ve bütün duygusu ile yaşaması için destekledim. Ardından partnerinin olumsuz yanlarını deneyimlemesini ve duyguları ile yaşamasını isteyip; bundan böyle partnerini gördüğünde, anımsadığında,  geçmişi anımsatan bir link algıladığında , onun olumsuz yanını şu anda hissetiğin tüm negatif duygu ile hissetmeni istiyorum şeklindeki telkinler etkili oldu.

 

Burada önemle durulması gereken; Duyguları olmadan düşüncelerin bir anlamı yok.. Duygular işlenmeden yapılan ve içgörü kazandırlmayan bir terapininde etkisi çok olumlu olmuyor.

 

Hipnoz ise imgeleri algılama, tüm duygular ile yaşama ve dirençlere takılmadan değiştirme şansı veren bir teknik olarak ön sıraya çıkıyor.

 

Psikolojide bugüne kadar ki kuramlar, yöntemler maalesef duyguyu hep arka planda gördüler.

 

Son iki yıl içinde deneyimlediklerimi değerlendirdiğimde;  asıl ruhsal sorunları oluşturan yaşadığımız olaylara  yüklediğimiz duygusal anlamlar, farkına varmadan kullandığımız savunma mekanizmaları ve kendilik değerimiz  diyebilirim.

 

 

 

Murat çok teşekkürler yazıyı çok beğendim,

bazen bu tür yazılar daha yararlı oluyor benim için,

anladığım kadarıyla inancı değiştirebilirsem ne ala değilse duyguya odaklanırım mı anafikir?

zira geriye kendilik değeri ve savunma mekanizmaları kalıyor, savunma mekanizmaları da br anlamda telafi stratejisi değil mi? hadi onun bilgisini verip öğrettik diyelim,kendilik değeri değişmezse, yani savunulmaya ihtiyaç devam ediyorsa?

aklıma habire sorular hücum etti?

kendilik değeri ve duygular arasındaki bağlantıyı biraz açabilir misin?

karıştırdım ama sen anladın sanırım?

Faik

 

 

İnancı değiştirebilmenin de altında duygu faktörü yatıyor. Dini inançla açıklamaya çalışayım; Sen ilkel bir topluluk da yaşıyorsun  ve volkana tapıyorsun. O na inanıyorsun… Her patlamasında özel bir duygu ve anlam yüklüyorsun.  Önünde büyük bir ateş yakıyorum, etkileniyorsun ama volkan senin için farklı bir anlam ifade ediyor. Başka bir volkanı gösteriyorum, onu bırakıp buna da tapabilirsin diyorum. Karşılaştırdığında benzer olduğunu ama ilk inancını bırakmayacağını ifade ediyorsun. Günün birinde devasa bir ateş topu şeklinde meteor düşüyor ve volkana duyduğun inancı yitirip göktaşına yöneliyor ve inanıyorsun.

 

Burada inancı ancak ondan daha büyük bir inançla değiştirebileceğimiz fikri çıkıyor. Eski inancımızla eşit ya da aynı ise inancı bırakmakta direniyoruz. Belki de bu inanç faktörü M. Erickson’un karizma olarak nitelendirdiğimiz, hastanın ona gittiğinde iyileşeceği beklentisi ve inancını yaşamasına da açıklık getiriyor.

 

İnanç da duygu olmadan bir şey ifade etmiyor. İnanca duygusal bir anlam yüklemek gerekir.

 

Soruya cevap olarak da inancı duygu ile değiştirmek gerekiyor.

 

Savunma mekanizmaları ve kendilik değeri hakkında hastayı bilgilendirme ise kullandığın aracın teknik özeliklerini bilerek yol tutuşunun sağlam olmasını sağlamaya yarıyor.

 

Kendilik değerini ego destekleyici telkinlerle sağlayabiliyoruz.  ( OKB hastası hariç ) Eski inancın yenisi ile değiştirilip savunulmaya olan ihtiyacın azalması ise hipnoz altında duygular üzerinde çalışmayla sağlanabiliyor.

 

Dr. Ulusoy'un Klinik Hipnoz Tekniği

 

Dr. Ulusoy'un klinik hipnoz teknikleri sorun odaklı bir çalışma gerektirir. Özellikle duygular üzerine terapi şekillendirilir. Dr. Ulusoy tekniğinde şimdiye odaklanılır. Tedavinin ana prensibi " Neye inanıyorsan onu yaşarsın " dır. Bu nedenle hipnoz altında hastanın inanç sistemleri ile çalışılır. Hasta öncelikle psikolojik yapısı hakkında ruhsal aygıt ve savunma mekanizmaları konusunda bilgilendirilir. Dr. Ulusoy Tekniğinde gerek hasta için gerekse terapist için terapiyi kolaylaştırmak ana hedeftir. Amaca giderken bir çok yol izelenebilir. Önemli olan en kısa ve en etkili yolu tercih etmektir.

 

Terapist;

 

1- Empati - eşduyum - yapmalı; hastanın sözleri dışında bilinç dışının izleri olan jest , mimik ve beden hareketlerini de gözlemlemek gerek

2- Saygı duymalı

3- Sıcaklık hissettirmeli

4- içten ve yapmacıksız olmalı

5- kendine ait narsist duyguları varsa bunlardan arınmalı

6- terapist yeri geldiğinde nötr kalabilirken yer geldiğinde başarı - tedavi -  inancını hastasına verebilmelidir.

7- hastasını iyileştirebileceğine ( tamamen ya da kısmen ) öncelikle kendisinin inanması gerekir.

8- kendi dirençlerinden arınmalı ve dirençlerini hastasına transfer etmemelidir.

9- Terapilerin zor bir süreç olduğu düşüncesinden arınmalı her zorluğun bir kolay yönü olduğunu görebilmelidir. Bu konuda bilinçdışına güvenmesi gerekir.

10- Güven vermeli

 

 

Hastada sorun odaklı çalışılırken; yaşama dair yeni beklentiler, hedefler ve imajinasyonlar kurması amaçlanır. Birden fazla hedef ulaşılması gereken hedefe varılamadığında sigorta görevi görecektir. Her zaman bir B planı olmalıdır. Terapistin değil hastanın inandığı gerçeklik tedavide önem taşır.

 

 

BİR SEDEF HASTASI VE BİLİNÇDIŞI

 

BİR SEDEF HASTASI VE BİLİNÇDIŞI

 

6 yıl kadar önce sedef sorunları için ego destekleyici ve gevşeme egzersizleri ve abreaction çalıştığımız vakada, hızlı bir düzelme gözlendi. Vakanın uzun süreli takibinde ara ara eskisi gibi olmamakla beraber lezyonlarının arttığını gördük. O yıllarda üniversite öğrencisi olan hastamız yüksek lisans aşamasında ve partneri ile ilgili duygusal sıkıntılar yaşadı. Yüksek lisansını tüm titiz çalışmasına rağmen alamadı. Meslek hayatında ise ilk çalıştığı kurumda kendisinin diğer çalışanlara göre daha iyi eğitimli olduğunu ama diğer çalışma arkadaşlarının hatır gönül ile meslekde yükseldiğini görüp, çalıştığı kurumu değiştirdi. yeni çalıştığı yerde Hemen hemen haftanın 7 günü aktif çalışırken ideallerine ulaşma peşinde idi. ( kariyer ) Daha önceki çalışmalarımızda cinselliği ve ilişkileri hoş karşılamayan bir tutumu vardı.

 

Yıll 2008 hastamızda sedefe ait lezyonlarda artış, depressif bir durum ifade edildi. Bu sırada gördüğü rüyayı paylaştı.  Bir erkeği öldürdüğünü görüyor, kokru duyuyor. Uyanıyor. Aradan bir saat geçiyor. Tekrar uyuyor ve önceki rüyanın kaldığı yerden tekrar devam ettiğini farkediyor. Öldürdüğü erkeğin ardından siyahlar giymiş kişiler onu kovalıyor. Uyanık olduğu arada ise gündüz düşü şeklinde yatağının kenarında yeşil bir ışık görüyor. ( Tekrar eden rüyalar her zaman daha çok önem taşırlar )

 

Freudçu yaklaşıma göre bir erkeği öldürmek penis kıskançlığına yorumlanabilir. Ama Jung'a göre bakarsak; Her erkeğin içinde bir dişi karakter, her kadının içinde de bir eril kimlik bulunur. Bilinçdışı aslında içindeki eril kimliği öldürmek istiyordu. Kadınsı yanını, dugularını açığa çıkarmak. Bugüne kadar bastırılmış duyguların deşerja gereksinimi vardı. Kendisine gördüğü rüya hakkında bu bilgiyi verdikten sonraki görüşmemizde "üzüldüğünü, keşke içimdeki dişi ölseydi "dediğini aktardı. Aynı gece bir başka rüya gördü. "Erkek bir bebeğin doğduğunu ama sedef hastası olduğunu görüyordu, birileri bebeği almak istiyor ama o vermek istemiyordu. Ancak çocuğu da kucağına alamıyordu. Çocuğun bedeni o kadar yara ile doluydu ki almaya korkmuştu."

 

 Burada bilinçdışı içindeki dişi kimliği keşfetmesi gerektiğini bunu yapmazsa eril bir kimliğin doğacağını ama psikosomatik bir sorun olan sedef hastalığının devam edeceğini imgeler aracılığı ile iletiyordu.

 

Sonuç Tek başına uygulanan hipnoz teknikleri geçici çözümler üretirken, hastayı anlama ve yaşam biçiminin bir şekli olan rahatsızlığı hakkında içgörü kazandırmanın ve bilinçdışı ile bilinçli iradesi arasında uyum sağlayarak yeni bir yaşam biçimini benimsemesinin sağlanmasının tedavideki önemi ortaya çıkmaktadır.

 

Kuramlar hastayı anlamaya yarar ama Sevgili Tuncay'ın söylediği gibi yeri geldiğinde kuramlardan başımızı kaldırıp hastayı anlamaya çalışmak daha önemlidir. Hastayı anlama ve değerlendirme de bilinçli öyküsünün yanısıra bilinçdışı süreçlerine de değer verilmelidir.

 

 

 

SUBLİMİNAL ÖĞRENME

 

 

Subliminal çalışmalar; uzun yıllardır araştırılan ve etkisi olduğu görülen bir dizi süreç..

En basiti ağza sakız olan şu kola reklamı... Bunun dışında dikkat başka bir noktaya odaklandığında; örn. ders sırasında iki çalışma grubundan birine öğretmeni dikkatlice dinlemeleri istenirken diğer gruba derslik tahtasının bir bölümüne C. Chaplin'in filmi yansıtılıyor...

Sonuç; C.C. nin filmi ile dersi dinleyen grupta dersin sınavla değerlendirilmesinde daha başarılı çıkıyor.

Öğrenen yer bilinç mi bilinçaltı mı?

Bilinç anlık işlemci gibi orası problem çözer...

Bilinçaltı ise tüm verilerin farkında olarak ya da olmayarak kaydedildiği yer..( imge deposu .. Freudun bahsettiği gibi aslında kötülüklerin yeri de değil ancak dürtülerinde var olduğu bölge )

Bilinçaltı ise farkında olarak ya da olmayarak öğrenilen bilgilerin en iyi kek hamurunu oluşturmak üzere hazır bulunan bölge.. Bilinçaltı,

problem çözmez.. O daha iyisini yapar; Sorun çözer...

Dikiş makinasının bulunması, Bor un atom modeli bunlara örnekdir.

Subliminal teknikde; bilinci zaman içinde öğrendiği yanılgılardan ve çarpıtmalarından kurtarıp; bilginin dirençlere katılmadan saf olarak bilinçaltına ulaşmasıdır. Bilginin öğrenilmesini zorlaştıran ve çarpıtanda DUYGULARDIR...

Ruhsal aygıtı oluşturan aysbergde, duygular su seviyesinde bilinç ile bilinçaltında kalan bir katmanı oluşturur. Bu tıpkı bir petrol tankerinin petrolunu denizin üzerine boşaltması ve kirli bir tabaka oluşturması gibidir. Öğrenilen bilginin bir kısmı bilinçaltı depolara girerken bir kısmı duygu filtrelerinden çarpıtılarak girer ya da  alınmayarak dışarıya yansıtılır.

Subliminal teknik bilginin işlenmesini zorlaştıran duygu filtrelerini bay - pas eder. Hipnozda ki telkinlerin etkinliği de buradan gelir.

Bir müzik içine ya da bir görüntü içine yerleştirilecek bir telkini elimizdeki mevcut en gelişmiş araçlarla tespit etmemiz mümkün değildir. Adeta iyi bir harman olmuş iç içe geçmiştir. Tıpkı iki bardaktaki suyun karıştırılması gibi...