Blog





E-Bülten

Anket

  Sizce; zihne daha kısa ve kolay yoldan ulaşacak, daha etkili ve kalıcı terapi kuram ve yaklaşımlarına ihtiyaç var mı ?

Sözlük

Döviz

1 $ = 3,67 TL
1 € = 4,31 TL
160886 Ziyaretçi

Sağ Beyin Kuramı

Sağ Beyin Kuramı

* Yazıda geçen bilinçdışı yada bilinçaltı kavramını " Sağ Beyin " olarak düzelterek okuyunuz...

Hastalıkların oluş mekanizmasını daha kolay açıklayabilecek, daha kolay tedavi imkanı sunabilecek "bilinçdışı kuramı " üzerinde uzunca bir süredir zihinsel bir çalışma içindeyim.

 

Aklıma takılan bir soruya sizlerden de cevap beklemekteyim...

 

Bilişsel terapi, davranışçı terapi, dinamik terapi, varoluşçu terapi, duygulanımcı terapi, sanat terapisi, oyun terapisi, içgörü terapisi, hipnoterapi vs vs ....

 

Biz aslında ne yapıyoruz ? Ya da biz aslında nereye hitap ediyoruz ? Ya da  neyi değiştirmeye çalışıyoruz ?

 

Zihni mi ? Duyguları  mı ? Davranışları mı ? Bilinci mi ? Bilinçdışını mı ?

 

Hanbi birşeyler yapıp başarılı oluyoruz ama nereye etki yapıyoruz ? Ya da terapiden sonra başarısız olduğumuz vakalarda neyi değiştiremediğimiz için başarısız oluyoruz ?

 

Anahtar belli ise kilit zaten meydanda ve açılabilir mi ?

 

Ne dersiniz ? Farklı görüşlerinizi bekliyorum...

 

 

Sağlıcakla kalın...

 

Ya Direnç ?

Tedavi edemediğimiz ya da zorlu vakalarda "dirençlerden" bahsediyoruz... 

 

Bu dirençler gerçek birer direnç mi ? Yoksa ulaşamadığımız ve değiştiremediğimiz, şeylere mi direnç diyoruz ?

 

Yani birşeyleri hala eksik mi biliyoruz ?

 

Ya bunlar gerçekten direnç değillerse ve bizim anahtarı bulamadığımızdan kaynaklanan durumlarsa ?

 

O halde anahtar nedir, nasıl birşeydir ?

 

Öyle bir anahtarımız olmalı ki otellerde ki en yüksek yönetici şefin elindeki oda kapı kartı gibi tüm tüm kapıları açmalı...

 

Şu anki kuramlar ve terapi yaklaşımları sadece ve sadece belli kattaki belli koridordaki odaları açıyor, her kat ve koridorun

 

temizliğini yapan kişide varlar, oda temizliğini yapan görevlilerin kat sorumlularında ise o katın tüm kapılarını açan kart anahtarı var...

 

Tüm otelin tüm katlarının ve tüm odalarının kapısını açan oda kart anahtarı ise ŞEF Yönetici de...

 

O halde Zihnin hastalığı oluşturan ve değiştirildiğinde zihni, duyguları ve davranışları da değiştirecek olan yerin Anahtarı nedir ?

 

Böyle bir anahtar var mıdır ?

 

Böyle bir anahtarı bulduğumuzda artık dirençlerin olmadığı bir süreçte tedavi gerçekleşebilir mi ?

 

 

Ne dersiniz ?

 

Bütünü Aramak ?

 

Tahir hocamızın bize ışık olduğu bir süreç... Herkes filin bir kısmını tutup anlamlandırdığı ölçüde tanımlamaya çalışıyor mizanseni...

 

Filin tümünü görme çabası içinde bütün terapi yaklaşımlarını öğrenmeye çalışıp,  hastaya terapide en uygunlarını seçme becerisi...

 

Hayır, filin bütününü arama çabasında değilim... Çünkü filin bütününü görmek için bir çok kuram ve terapi yaklaşımı içinde kaybolmaya gerek olmadığını düşünüyorum...

 

Yanlış anlaşılmasın, kuramlara ve terapi yaklaşımlarına karşı değilim,  bunlar terapist tarafından aksine iyice bilinmeli...

 

Zihin gelen verileri işlemede çok karmaşık gibi gözükse de aslında 5 duyu için çok basit işlemler yapabiliyor...

 

Yani basite indirgiyor....  Karmaşıklıkdan uzak durmaya çalışıyor...  Sürekli dengede kalma çabasında... yaptığı doğru da olsa yanlış da olsa....

 

Zihnin karmaşık yapısına karmaşık bir bütüncül  terapi yerine,  ayrıntıda kaybolmadan basit yapılarını hedef alabilmek...

 

Değişimi basit yapılar üzerinden gerçekleştirebilmek…

 

İki önemli söz zihnimde canlanıyor;

 

Biri; İbn - i Sina' nın " Tedavi edilemeyecek hastalık yoktur.  İyileşmeye niyeti olmayan hastalar vardır. "

 

Diğeri Ali Eşref bey' in " Kişi hazırsa, kalorifer peteğine dokunmakla bile iyileşebilir " Anektodu...

 

İyileşme zeminini,  mekanizmasını  tetikleyen nedir ?

 

Nedir sorusunun altında bir çok madde arayışı içinde değilim,  ( Buna dönük psikoterapi enstitüsü 1. gruptan Hülya hanımın iyileştirici etmenler listesi vardı )

 

İlk yazımda belirttiğim gibi zihin üzerinde bir anahtar kavram arayışı içindeyim…

 

Psikoterapi eğitiminde, bir trikotillomani hastasının, 18 yaşlarında, daha önce bir çok yerde tedavi görmüş,  ilkokul yıllarından bu yana sorunu devam ederken yaptığım terapi videosunu paylaşmıştım. Bu hasta tedavi olmuş,  uzun süreli kontrollerinde de sorunun devam etmediği  gözlenmişti.

 

İlginçtir ki video kaydını önceden izleme olanağım olmadan ham olarak psikoterapi enstitüsünde arkadaşlarla paylaşmıştım... İzlerken hep beraber şaşırdık,  çünkü hipnoz terapisi içinde iken seans odasından kısa süreliğine çıkıp döndüğüm arada hastanın gözlerini açtığı etrafa fıldır fıldır baktığını gördük.. Oysa ben içeri girdiğimde hipnoz model rolune devam ediyordu...

 

 

 

Peki bu anahtar kavram ne olabilir ? Hipnotik fenomenler, anahtar kavramın ortaya çıkmasında yol gösterici olabilir mi ?

 

 

Ne dersiniz ?

Önce dinle ilgili yazılarınıza AltanSözer-in cevapları,sonra AhmetÇorak-ın Narsistin kullanım klavuzu yazısının "iması", gruptaki yazılarınıza cevap yazmayı zorlaşlaştırdı.. bu sebeple özelden yazıyorum, kusura bakmayın..

 

Ali Eşref hocanın fakülte yıllarımda seanslarına katıldığım senelerden beri kafamı meşgul eden soruları, bugün siz de dile getirmişsiniz. Tahir Özakkaş hocanın kitabının ismi de cazipti ama kitabın ismine yakışır bir mekanizma/model kurmamıştı.. En son olarak Bülent Uran-ın kitaplarında da aynı tip sorgulamaları izliyorum..

 

Bahsettiğiniz trikotillomani vakası çok ilginç.. Hastanız siz odadan çıktığınızda gözlerini açtığına göre, bu seans sonrası "kalıcı" iyileşmenin sebebi "plasebo effect"miydi ? Daha geniş bir perspektiften, "hipnoterapi, plasebodur" mu demeliyiz ? :-)

 

Vakanız çok ilginç, ama gruptaki tartışmaların bugün geldiği noktada bu vaka ile ilgili sorunuza bir cevap gelebileceğini sanmıyorum. Bu vaka ile ilgili sizin yada daha önce bu vakayı tartışmış olduğunuz hekimlerin görüşleri neydi ?

 

diğer yandan yazınızın sonundaki sorunuzdaki ,hipnotik fenomenler, anahtar kavramının ortaya çıkmasında yol gösterici olabilir, mesela şöyle ki , hipnotik fenomenlerden yola çıkarak bir zihin/psikoloji modeli kurulabilirse..

 

Sizin yılların pratiği sonucunda el yordamı ile yada spekülatif de olsa bir hipnoz kuramınız/modeliniz var  mı ?

 

Saygılarımla..

 

****Belkide hipnoterapi bazı kereler plasebo dur. Ama plasebo da desek orada da çalışan bir mekanizma var kuşkusuz.

Şu an için direk oluşturabileceğim bir model yok. Model olasıklıkları doğru yada yanlış zihnimde uçusuyor...

 

Vaka tartışıldığında sadece hastanın yaptığı harekete ve benim onu hipnozda sanmamla dalga geçildi..

 

Mekanizma maalesef sorgulanmadı.

 

Hipnotik fenomenlerden yola çıkmak sanırım bize yeni bir kuramı, modeli oluşturmada yardımcı olacaktır. Çükü zihnin çalışma sistemini net olarak görebiliyoruz fenomenlerde.

 

Örneğin; fantom ağrısının benzerini fenomende eldeedebiliriz.  veya renk körlüğünü elde etmek de mümkün.

 

Biliyorsunuz ki şu an zihni çözmek için, ya maymunlarda beyin deneyleri yapıyorlar ya da inme geçirmiş hastalarda beynin tutulma yerine göre deneyler gerçekleştiriyorlar.

 

Oysa aynı sürece fenomenlerde de ulaşabiliyoruz.

 

ayrıca izin verirseniz bu yazışmayı da grupta paylaşmak isterim

 

Altan her ne kadar islami boyutta baksa da... Çorak her nekadar  kişilik bozukluklarını herkese kalıp olarak yakıştırabilsede...

 

Kişilik bozukluklarını niteleyip herkese de oraya ait bir şeyler bulmaya ve etiketlemeye devam etmeyi uygun bulmuyorum.

 

Benim görüşüm hastalıklı da olsa her birey özde mükemmeldir.

 

Bilinç – Bilinçdışı kavramlara tekrar gelelim;

1-      Bugüne kadar bilinçdışını sorun kaynağı olarak gördük, ya Jung haklıysa diye pek düşünmedik…

2-      Bilinçdışı sorun çözebilen bir yapıdır

3-      Rüyalarda çözümlenen sorunları anımsayın

4-      Hipnozda sarkaç ve ideomotor cevapları anımsayın

5-      Albrecth’in ideomotor tekniğini hatırlayın

6-      Farklı bir örnek olarak hatırlarsınız, ortada bir daire ve çevresinde birinci resimde küçük daireler, ikinci resimde ise büyük daireler bulunan iki şekil.  Göz gördüğünü bilince aktarıyor bilinç ise değerlendirip çevresinde büyük daireler olan daireyi  % 30 daha küçük değerlendiriyor. Bu bir yanılsama. Algı çarpıtması. Bu bilincin yanlış algılaması. Oysa aynı deney masaya bırakılan halkalarla yapıldığında göz ve bilinç yine yanılıyor ama ortadaki halkayı süjenin parmaklarının arasına alıp tutması istendiğinde parmak aralığı her iki dairede de yanılsamanın ötesinde dairenin gerçek ölçüsü kadar açılıyor.

 

4. Maddeye atıfta bulunarak içimizde bir zombi olduğunu hayal edin.  Görsel  gelen ve bilinç tarafından işlenen yanılsamalı algıları doğru gören ve değerlendiren bir zombi…  Bilinçdışı…

 

Hal böyleyken hastalıkların kaynağı olarak bilinçdışını ve bilinçdışı yanlış kurguları göstermek ne kadar doğru olabilir ? Bilinçdışı gerçekten defolu mu öğrenir, yanlış kurgu mu yapar ? Bu doğanın akışına ters gibi….

 

Kanımca bilinçdışının defolu öğrenmesi  yaşamsal olarak pek mümkün değil gibi.

 

Peki ya hastalıkların kaynağı; görsel, işitsel, dokunsal ve diğer duyularla gelen bilgilerin ve bilincin yanlış algılamaları olmasın ?

 

Terapide bu noktadan yola çıkarak daha basit bir yol ve çözüm bulunamaz mı ?

 

Diğer terapilerde insanları eldeki verilerle hastalıklı olarak etiketlemek ne kadar doğrudur ?

 

Candan, farklı mekanizmalara göre analitik bir yaklaşım sunmuş ve sormuş o zaman yer neresi ?

 

Beyinde bir çok olay için bir çok yer devrede...

 

Ya da devrede gibi gözüküyor. Devrede olan kısım etkiden sonraki eylem aslında.

 

Etkinin, etki yaptığı yere atıfta bulunuyor ve reseptörler farklı, reseptör sayısı kadar anahtar düşüncesine vurgu yapıyor..

 

Kısmen doğru.. Ancak bu yaklaşım, topografik düzeyde beyne ve olan olayların etkileşimlerine bakmamıza neden oluyor.

 

Ok yaydan çıkmış ve etkileri oluşturmuş. Yani sonuçları izliyoruz... Asıl önemli olan yayın gerildiği an değil mi ? Yayı geren ne ?

 

Ağzımıza lokma alıp çiğnediğimizde ve yuttuğumuzda bir çok sindirim reseptörü ve olay devreye giriyor. İnsülün salınıyor, peristaltik hareket başlıyor vs vs...  Dolayısyla biz sistemdeki alt birimlerin çalışmasına baktığımızda olayın nasıl başladığını anlayamayız... Nedeni bulamayız... Şu anki terapi yaklaşımları da zihne böyle bakıyor... Ayrıntıda kayboluyor...

 

Bu sonuçların  ( insülün salınımı, asit salgıs, peristaltik hareketler vs vs ) oluşmasına sebep olan lokmanın alımı ise;

 

Zihinde de hastalıkları oluşturan, tetikleyen reseptörler üstü birşey olmalı...