Blog





E-Bülten

Anket

  Sizce; zihne daha kısa ve kolay yoldan ulaşacak, daha etkili ve kalıcı terapi kuram ve yaklaşımlarına ihtiyaç var mı ?

Sözlük

Döviz

1 $ = 3,67 TL
1 € = 4,31 TL
160885 Ziyaretçi

Zihin Neden Algı Çarpıtmasına İhtiyaç Duyar ?

ZİHİN NEDEN ALGI ÇARPITMASINA İHTİYAÇ DUYAR ?

 

 

 

 

Zihnin neden algı çarpıtmasına ihtiyaç duyduğunu anlayabilirsek, terapide olumlu yanıtlar almak kolaylaşır. Şimdi neden ve neye göre algıyı çarpıtır bunu görmeye çalışalım;

 

1-      Eğitim, kültürüne göre algıyı çarpıtır

2-      Zihin boşluk bırakmayı sevmez, boşlukları doldurur

3-      Tutarlı ya da tutarsız önermelerle çalışır ve tek amacı denge içinde kalabilmektir.

 

 

Zihnin boşlukları sevmediğini, boşluklar yerine kendi atadığı sanal yapıları yerleştirdiğini biliyoruz. Örneğin, derin transda suje geçmişe götürüldüğünde geçmişde yaşamadığı bir olayı yaşamış gibi aktarabilir. Bu nedenledir ki hipnoanalizi gerçekleri tam yansıtmadığı için özel koşullar haricinde tedavide pek önermiyorum.

 

Yalnız burada bir paradoks var. Zihin geçmişde olmayan bir olayı olmuş gibi algılar ve bu olayı temel alarak ruhsal sorunlar oluşturabilir. Bu gibi durumlarda zihnin çalışma prensibini tersine mühendislikle hipnoz altında yeni bir senaryo verilerek hastalığı tedavi etmek mümkün olabilir.

 

Bu paradoksa iki örnek verebilirim;

 

Birinci örnek; Geçmişde kullandığım, sujeyi zaman çizgisinde geriye götürerek olayın sebebini araştırdığım süreçlerde hastam ani bir tepki ve kasılma gösterip, hıçkıra hıçkıra ağlamaya başladı, eşim bana saldırıyor, tecavüz ediyor diye haykırıyordu. Hipnoz sonrası eşi ile görüşüldüğünde ve kendisi ile durum çek edildiğinde böyle bir tecavüzün olmadığı netleşti. Ancak zihni ilişki yaşamayı bir tecavüz gibi algılıyordu ve hipnoz sırasında da sanki eşi tecavüz etmiş gibi geçmişde ki bir olayın arası doldurulmuştu.

 

İkinci örnek; Geçmiş yaşama dönük, bir çalışma da hasta yüzyıllar önce Fransa da kötü bir yerde yaşadığını, dere kıyısında, çamurların içinde çamaşır yıkamaya çalıştığını, kilolu, pis ve bakımsız olduğunu, çevresinde bir çok ( 8 kadar ) çocuğu olduğu fakat babalarını bilmediğini, fahişe bir hayatı yaşadığını aktardı. Hastamızın anamnezinde küçük yaşda babayı kaybettikleri, 4 kardeşi annelerinin zorlukla baktığı ve büyüttüğü gerçeği vardı. Zihin burada “ çok çocuk bakılamaz, babasız kalma riski de var, çocuk bakımsız olmayı da gerektirir ve bu nedenle ilişki yaşanmamalı “ tarzında bir önerme üretmiş, zihnin sanallığı da bunu gerçek gibi geçmiş yaşamda algılamaktadır.

 

Bu iki hasta da ( vajinismus hastası ) senaryonun telkinle değiştirilmesi sonucu tedavileri başarı ile tamamlanmıştır.

 

Ancak o yıllardan sonra “ zihnin boşluk doldurma “ özelliğinden dolayı buna dönük terapilerden uzaklaştım. Çünkü hasta geçmişde olmamış bir tacizi anımsarsa belki hastayı tedavi edebilirsiniz ama takip eden süreçlerde de hastanın geçmişde gerçekten böyle bir olayın yaşanıp yaşanmadığı konusunda tereddütlerine mazhar olursunuz ki buna tabir yerindeyse “ kaş yapayım derken göz çıkarmak ” denir.

 

Zihnin boşlukları doldurmasına en güzel örnek görme duyumuzdur. Kör noktamıza düşen cismi algılayamayız. Ancak biz normal yaşamda bunun çok farkına varmayız çükü iki gözümüz var, kör noktalarını telafi ederler. İlginçtir ki basit bir kör nokta testi ile bir duvara ya da resme baktığımızda örneğin duvarda bir saat varsa ve  o an kör noktamıza düşüyorsa, biz duvarı kesintisiz devam ediyormuş gibi algılarız. Boşlukları zihin doldurur.

 

Yine başımızı hızlı bir şekilde sağdan sola çevirdiğimiz görüntü tam ve bütündür. Oysa fotograf makinasında böyle bir çekim yaparsanız flu ve karışık çıkar. Aslında fotograf makinasındaki gibi kesik kesik flu bir görüntü zihne gider. Zihin burada “ dur bakalım, bu böyle olmaz der “ ve bir önceki gördüğü ve algıladığı görme alanını oraya yerleştirir ve biz görüntüyü tam ve net algılarız.

 

İşitme duyumuzda da zihin boşlukları doldurur. Çoğu zaman karşımızdakine bir şeyler anlatmaya başladığımızda bizin anlattığımızı değil kendi algıladığını anlar. Ağızdan çıkan sözler bir anlam ifade etse de karşı tarafın zihni tarafından farklı algılanabilir.

 

Bunun en güzel örneklerini  meniere hastalığım nedeni ile işitmenin dönem dönem kaybolduğu, azaldığı süreçlerde birebir yaşadım. Karşı tarafın sözlerini duymaya çalışırken zihnim kelime tonlamalarından ya da vurgulamalarından, ses benzeşimlerinden ya da yüz mimiklerinden yola çıkarak farklı algılamalara gidebiliyordu. Karşımdakinin söylediği sözü farklı algılıyor ve buna da inanıyordum, sen bunu söylemedin mi  diye sorarak  : )

 

O halde zihnin asıl sorununun, normalde dengede kalabilmek ve tutarlı ya da tutarsız önermelere sahip olabilmek adına boşlukları doldurmasından yani “ algı çarpıtmalarından “ kaynaklandığını ifade edebiliriz.

 

Bu gerçeği göz önüne alarak terapide;

 

1-      Algı çarpıtmalarını dörtlü formulasyon üzerinden tespit edip klinik hipnoz altında ve /veya bilişsel düzeyde düzeltmek

2-      Zihnin dengede kalabilmesi için daha tutarlı önermeler sunmak

 

Asıl görevimiz olmaldır.